Bilmek
Bu hikayeyi çevremdekilere çok kez anlatmışımdır ama ne zaman bilmekten söz edilse aklıma gelir, tekrarlarım. Kendime de bilmenin değerini hatırlattığı için ayrıca severim. Şöyle ki;
Geçtiğimiz seçimlerde tekerlekli sandalye kullanıcı olan kızkardeşimle oy kullanmaya gittiğimizde, ellerini istediği gibi kullanamadığını belirten kardeşim, babamın da oy kullanırken ona eşlik etmesini talep etti. Fakat sandık başkanı bu talebini agresif bir tavırla karşıladı. Dakikaları aşan bir münakaşaya girmek zorunda bırakıldığımız o sırada, babama güvenemeyeceğini söyledi, bağırdı demek daha doğru, kardeşime “oynat bakayım elini, sık şöyle yapabiliyor musun bakalım” falan gibi saçma direktifler verdi, arkamızda uzun bir seçmen sırası oluştu, herkes gerildi, sesler yükseldi. En sonunda kardeşim ile kendisinin oy kullanmaya girmesinin en uygunu olacağını BUYURDU.
Tabi bu olayda en çok engeli, vatandaşlık haklarını dahi kullanırken bir problem olan, etraftaki herkesin “ne olmuş, nesi varmış, kim ne demiş” fısıltılarını dinleyen ve kendisine bağıran, üstüne engelini kontrol etme haddini kendinde bulan güvenmediği biri ile oy vermek zorunda kalan kardeşim etkilendi.
Halbuki, sandık başkanının dahi okumaya tenezzül etmediği T.C. Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun‘un 93. Maddesi der ki: “Körler, felçliler veya bu gibi bedeni engellilikleri açıkça belli olanlar, bu seçim çevresi seçmeni olan akrabalarından birinin, akrabası yoksa diğer herhangi bir seçmenin yardımı ile oylarını kullanabilirler. Bir seçmen birden fazla malule refakat edemez.”
Bu hak ülkemizin de imzaladığı Birleşmiş Milletler Engelliler Hakkında Sözleşme, Madde 29’da “Engellilerin seçmen olarak tercihlerini özgürce ifade edebilmelerini güvence altına alarak ve bu amaçla gerektiğinde, talep etmeleri durumunda oy kullanırken kendi seçtikleri bir kişinin desteğini almalarına izin vermek” ibaresine engeli bulunan bireylerin siyasi hayata katılımı güvence alınması için yapılması gerekenler listesinde yer verir.
Velhasıl görevi oy verme işlemlerinin sorunsuz ilerlemesini ve vatandaşların haklarınının korunmasını sağlamak olduğu halde, ilgili kanundan bihaber sandık görevlilerinin var olduğu, benzer şekilde yaptıkları işten, işinin kanunundan, sorumluluğundan, sınırlarından habersiz insanların her yerde bulunduğu, her şeyi kendilerine hak gördüğü, herkesi cahil ilan ettiği ve seçim zamanları bu özellikleriyle gergin bir ortamın oluşmasına sebebiyet verdiği ülkemizde; bilmek, bilen seçmen olmak bir vatani görevdir desek abartmış olmayız.
Bu anlayışla ben o gün bugündür, mevzuatları didik didik okuyan, kanunları karşılaştıran ve oyların sayımı sırasında muhakkak sandık başında bulunan bir vatandaş olmaya özen gösteririm. Bunu da övünülecek değil aksi düşülmeyecek bir özellik sayarım.
Bu yazıyı da, önce kendim sonra da fikirlerimi öğrenmek istediklerini bildiğim ve çoğu ilk kez oy kullanacak genç dostlarım ve ardından okumak isteyen herkes için yazmaya karar verdim. Hatta amatörlüğüm sebebiyle yazılı düşündüm demek yazdım demekten daha doğru olabilir.
Oy Vermek, Kabin ve Öncesi
Öncelikle her zaman akılda bulundurulması gerekir ki seçimler gelir geçer, iktidarlar değişir, ittifaklar dağılır, yerine yenileri gelir, vaatler değişir, çizilen siyasi portlere alt üst olur; ama Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun da dediği gibi bizler yine akraba olarak komşu olarak kalırız. Bu sebeple aklıselim seçmenin yapacağı ilk şey biraz sakin olmaktır.
Biliyorum; birinin ötekine taş ile saldırdığı, rüzgar gülü taşıyan çocukların kaynar çay ile haşlandığı, sokaktan geçen herhangi birinin namusuna laf etmenin mübah sayıldığı, dahası bu ağzı küfürlülerin kahraman ilan edildiği, geldiğimiz şu yüzyılda hala sokak ortasında insanların kıyafetine saldırıldığı, nereden nasıl ünlü olduğu bilinmez insanların provokasyon için hazır beklediği, yetmezmiş gibi siyasi figürlerin de avuçlarını ovuşturarak bu olayların peşine düştüğü bu ortamda sakinlik zor, ama zoru başarmak erdemdir. Özellikle eğitim yolundaki üniversite öğrencileri rüşdünü ispat etmeli ve aklıselim seçmenin sakinliğini göstermelidir.
Maalesef, her zamanki gibi gençleri bazı konularda görevlendirirken akıllara düşen ‘ne verdik ki ne bekliyoruz’ sorusu burada da içimi tırmalamaktadır. Çünkü tabii olduğu Devlet Memurları Kanunu‘nda açıkça belirtilen Tarafsızlık ve devlete bağlılık [Madde 7 – (Değişik: 12/5/1982 – 2670/2 md.) Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar.] hükmünden muhtemelen bihaber olan bilse de umursamayıp sıklıkla üstünü çiğneyen bir çok akademisyen “insan politik bir hayvandır” sözünün arkasına sığınarak en bayağı propagandaların aleti olmaktadır. Halbuki Aristoteles’in kastettiğini propaganda yapabilme izni olarak anlamak ile düşünme yetisini etkin bir şekilde kullanıp kendini gerçekleştirmek ve hem kendi hem de yaşadığı toplum için işlevini yerine getirmek olarak anlamak arasındaki fark görene çok açıktır.
Burada kendime gelecek eleştrileri göz önünde bulundurarak şunu söylemek isterim ki her Türk evladının vatan bütünlüğünü tehdit eden terör örgütüne “terör örgütüdür”, teröriste “teröristtir” deme mecburiyeti vardır. Bu Kurtuluş Savaşı’ndan beri verdiğimiz her şehide borcumuzdur. Her sabah andımız okuyarak büyüyen bir çocuk olarak ben de bunu görev bilir, her zaman göğsümü gererek söylerim. Hiçbir teröristi de güzellemeye çalışmayı kendime yakıştırmam. Ama bu söylemlerin belli siyasi partilerin aleyhine gözükmesi vatan evladının suçu değil, ilgili partilerin yürüttüğü politikanın suçudur. Teröre karşı durmak siyasi propaganda değildir, böyle yorumlanması bile vatana ihanettir. Her namuslu vatan evladı bana katılacaktır. Katılmayanları da Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini tekrar okumaya davet ediyorum, belli ki kafaları çok karışık.
Burada da üstü kapalı söylemeye gerek duymuyorum, demem o ki sosyal medyasında halen bugün “Biji Serok Apo” yazan, silmeye dahi tenezzül etmeyen, Abdullah Öcalan’ın heykelini dikmeyi vaat eden, “halkLARIMIZI sokağa davet ediyorum” diyip 37 “nitelikli adam öldürme”, 29 “adam öldürmeye teşebbüs”, 3 bin 777 “mala zarar verme”, 25 “alıkoyma”, 395 “hırsızlık”, 15 “yağma”, 308 “iş yeri ve konut dokunulmazlığını ihlal”, 13 “Türk bayrağını yakma, 7 “Atatürk’ü Koruma Kanunu’na muhalefet” suçu işlenmesine sebep olan Selahattin Demirtaş bir teröristtir; PKK da bir terör örgütüdür.
İlgili Kanuna dönecek olursak, bu madde ile memurların siyaseten bir fikri olmasını engellemek değil özgür fikirlerinin olabilmesi için imkan sağlamak amaçlanmaktadır. Şöyle ki, herhangi bir yönetici memurların işlerini propagandalara katılmaya bağlayabilir, önlerini kesebilir, mobbing uygulayabilir, dışlayabilir; yukarda sıraladıklarımızın yaşandığı bir ortamda her türlü pislik olabilir. Ek olarak kişisel gözlemlerime dayanarak hem iktidarı desteklemek hem de muhalif bir profil çizmek başka başka yöneticiler tarafından sevilen çalışan olmanın şartı olarak görülmektedir. Siyasi fikirlerinden bağımsız nerede ne yapması gerektiğini bilmeyen vasıfsız insanlarla her yerde karşılaşıldığını düşünürsek, bu duruma maruz kalmayı engellemenin en kolay yolu ilgili kanunu öne sürerek, ‘sayın yöneticim, ben de isterim propagandalara katılmayı ama gelin görün ki memurun tarafsızlığı ilkesi elimi kolumu bağlıyor’ demektir. Gerçi vasıfsız bir yönetici kanunu bilmediği yüzüne vurulduğu için bu cümle karşısında da sinirlenebilir. Allah aklıselim insanları vasıfsızların zulmünden korusun.
Bu zulmün devlet dairelerinin dışında özel sektörde çok daha sert uygulamalarını maalesef görüyoruz, görmediğimiz de kim bilir neler oluyor. En son çıkan haberlerde adı lazım olmayan bir partinin mensubu olan işverenin, işçilerini etrafına toplayıp ‘geleceklerinin bu seçime bağlı olduğunu’ söyleyerek açık açık tehdit ettiğini herkes görmüştür. (Eminim ki aynı işveren çok duygulu bir 1 Mayıs gönderisine sosyal medyasında yer vermiştir…) Yanında çalışan insanlardan kuvvetle muhtemel oyunun ispatını isteyecek olan bu tür işverenlerin oyunlarını bozmak ise kapalı oy verme esasları ile sağlanmaktadır. Görüntü kaydeden cihazlarla kabine girmek yasaktır. Bu maddenin işleyişi zedelememek için hiçbir aklıselim seçmen, yapabiliyor olsa dahi, oyunun fotoğrafını çekmez, orada burada paylaşmaz. Kendi oyumuzun gizlilik hakkını gasp etmek tam bir cehalet pratiğidir.
Kapalı oy verme yerinde seçmenin uyması gereken kurallar(2)
Madde 92 – (Değişik: 8/4/2010-5980/17 md.) Seçmen, kapalı oy verme yerinden dışarı çıkmadıkça, hiç kimse oraya giremez. Ancak, oy pusulasını hazırlamak için, kapalı oy verme yerinde, normal süreden fazla kalan seçmenler, kurul başkanı tarafından makul bir süre verilerek uyarılır.
Bu uyarıya rağmen kapalı oy verme yerinden çıkmayan seçmen, oradan çıkarılır. Seçmenin; cep telefonu, fotoğraf veya film makinesi gibi görüntü kaydedici veya haberleşme sağlayıcı cihazlarla kapalı oy verme yerine girmesi yasaktır. Bu tür cihazlar, kapalı oy verme yerine girmeden önce kapatılarak sandık kurulu başkanına teslim edilir ve oy kullanma işlemi bittikten sonra seçmene iade edilir.
Böylece uzun bir dert dökmenin ardından oy verme işlemlerine gelmiş bulunuyoruz. Oy verme işlemleri sabah saat sekizde başlar ve on yedide biter. Ancak, saat on yediye geldiği halde, sandık başında oylarını vermek üzere sırada olan seçmenler, başkan tarafından sayıldıktan sonra sıra ile oylarını kullanırlar. Bu tür ince detayları bilmek, sosyal medyada çıkabilecek ‘süre sonunda sandığa birilerini aldılar bık bık’ gibi haberler ile galeyana gelmeyi engellediği için önemlidir. Çok kısaca, seçmenler sıra ile salona alınır; engelliler, yaşlılar ve gebeler sırada bekletilmez; genelde sandık başkanları öncelikli seçmenin ailesini de onun ardından salona alır ki oy verme işleminden sonra bu bireyler ailesi sıra beklediği için beklemek zorunda kalmasın. Bu çok basit bir uygulamadır ama muhakkak sırada olup laf eden olur, ortam gerilir, öncelikli birey ve ailesinin görünüşüne siyasi bir yakıştırma yapılır, sesler yükselir. Yalnızca aklıselim seçmen kendisine anlatılmayanı da anlayabilecek kapasitedir.
Sakince sıra bekleyen aklıselim seçmen, sırası geldiğinde kimliğini verir ve oy pusulası ile zarfı alır. Burada kısacık bir şekilde kontrolünü eder, oy pusulasının filigranlı kağıttan olup olmadığını, zarfın ön yüzünün sol üst köşesinde Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu amblemi var mı diye bakar (Madde 77-78). Sandık kurulundan kimin hangi partiden olduğunu anlamaya falan çalışmaz, yorum yapmaz, siyasi propaganda yapmaz, “bahar geliyor”, “reisçiyiz” falan gibi ortam gerecek yorumlarda bulunmaz. Zaten aylardır herkesin canı burnundadır, bir de sandık başında kimse gerilim kaldıramaz, bilir. Yapmaz yani, efendi gibi gelir ve dönmek üzere gider. Şu efendiliğe bile hasretiz, orta yaşlı bir seçmen olarak neler gördük gençler bir bilseniz… Ama sandık başı düzeni ve sakinliği de kanun ile korunmaktadır:
(Ek fıkra: 13/3/2018-7102/8 md.) Sandığın konulduğu bina, yapı ve bunların müştemilatında hiç kimse, başkalarının görebileceği şekilde bir siyasi parti veya adaya ait rozet, amblem veya benzeri işaretler ya da propaganda amaçlı yayınlar taşıyamaz; yazılı, sözlü veya görüntülü propaganda yapamaz. Bu fıkra hükümlerine uymayan kişiler kolluk güçleri tarafından uzaklaştırılır.
ve
Madde 88 – Hiçbir seçmene sandık başında müdahale, telkin veya tavsiyede bulunulamaz ve hiçbir seçmen oyunu kullandıktan sonra sandık başında kalamaz.
Sandık çevresi düzenini korumak amacıyla başka önlemler de alınmaktadır. Mesela siyasi propoganda yasağı oy verme gününden önceki gün akşam 18.00 itibariyle başlar. Oy verme günü, her ne suretle olursa olsun, ispirtolu içki satılması, verilmesi, içilmesi yasaktır. Yine oy verme süresi boyunca bütün umumi eğlence yerleri kapalı kalır. Eğlence yeri niteliğini haiz lokantalarda yalnız yemek verilir. Oy verme günü, emniyet ve asayişi korumakla görevli olanlardan başka hiçbir kimse, köy, kasaba ve şehirlerde silah taşıyamaz. Ayrıca seçim günü saat 18.00’e kadar “radyolar ve her türlü yayın organları tarafından seçim ve seçim sonuçları ile ilgili haber, tahmin ve yorum yapılması yasaktır.” Ülkemizin “completely made-up” haber yapımı konusunda başı çektiğini düşünecek olursak (bakınız Oxford University, DigitalNewsReport), seçim süresince uygulanan bu yasağın seçimin güvenliğini ve ülkenin esenliğini korumak için gerekli olduğunu söyleyebiliriz. 18.00-21.00 arasında yalnızca Yüksek Seçim Kurulu’nun vereceği haberler yayınlanabilir, 21.00’den sonra tüm yayınlar serbesttir (Madde 79- 80). Bu bilgilerin ardından aklıselim seçmenin seçim sonrası yapacaklarına geçebiliriz diye düşünüyorum.
Aklıselim Sayım
Daha önce dediğimiz gibi aklıselim seçmen oyunu verir ve geri dönmek üzere sandık çevresinden ayrılır. Geri döner çünkü aklıselim seçmen oyların ve sandığın güvenliği ile ilgili sosyal medyadan duyacağı her türlü haberi beklemek yerine, oyunun başında durur. Kalabalık bir insan grubunun oyları saymak, geçerli geçersiz oylar konusunda yorum yapmak için bulunacağı sandık başında aklıselim insanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Burada izlenmesi gereken bir çok protokol ve bilinmesi gereken kanun maddeleri vardır, can sıkıcı olabilen bir iştir, tembelliğe gelmez, evde elde telefonla oturma konforu yoktur ama mühim bir iştir. Özellikle temel matematik bilgisine sahip seçmenin sandık başına gitmesi gerekmektedir, geçtiğimiz seçimde fazla zarflar ve oy veren seçmen sayısının toplanması sırasında işlemi yapıp herkese anlatmam gerekmişti ki, toplama-çıkarma sırasında yapılan bir hata yüzünden sandıktaki tüm oylar iptal edilmesin… Belirtmek de isterim ki o sandıktan ezici bir çoğunlukla benim oy vermediğim aday birinci çıkmıştı.
Yani burada söylemek istiyorum ki siyasi fikirleriniz aşırı heyecanlanmanıza ve gerilmenize sebep oluyorsa, bu seçim sonucundan kesin gözüyle baktığınız beklentileriniz varsa sandık başına gitmenizi tavsiye etmem; sandıktan her şey çıkabilir, sizin çevreniz toplumun tamamı değildir ya da istatistik dilindeki gibi ‘sample’ seçiminiz ‘random’ olmadığı için ‘population’ı temsil etmemektedir. Propagandalar bitti, oylar verildi (düşüncesi bile rahatlatıyor), sabahki kendinizi bir kenara koyup yalnızca ve yalnızca toplama işlemi yapmanız gereken bir ortamda olduğunuzu bilerek sandık başına gitmelisiniz. Aklıselim seçmen bunu bilir, siyaseti hayatının merkezine koymaz, ertesi gün işine, gücüne, okuluna, dersine bakacaktır. Seçim bitmiştir. Bitiremiyorsanız, olabilir herkesin fıtratı ayrı, siyasete atılın. Bize aklıselim siyasetçi de lazım, zaten seçmen olup her anınızın siyasetle geçmesi hasta eder insanı. Sizler de sandığa değil partilerin merkezlerine gidebilir, orada verilerin toplanmasında görev alabilirsiniz.
Biz sandık başına dönelim; saat 17.00 olmadıkça tüm seçmenler oy vermiş olsa dahi sandık AÇILMAZ. “Oy verme işi bitince kurul başkanı bunu yüksek sesle ilan eder. Masa üzerinde,sandıktan başka ne varsa kaldırılır. Oy vermenin bittiği saat tutanak defterine geçirilir.” Sandık çevresinde, sandık kurulu başkan (kamu görevlisidir, kura ile seçilmiştir) ve üyeleri (en az beş kişidir, o bölgede bir önceki milletvekili seçimlerinde en çok oyu alan beş siyasi partinin tebliğ ettiği birer asil ve birer yedek üyeden oluşur), adaylar, milletvekilleri, o sandık bölgesinde kayıtlı seçmenler ve o sandıkta görevli müşahitler ile bina sorumluları ve çağrı veya ihbar üzerine gelen görevli kolluk güçlerinden başka kimse bulunamaz. Sandığın güvenliği için başkan belirli bir mesafeden izlenilmesini talep edebilir, etmelidir. Sandık kurulunun görev yaptığı yerde cep telefonu ile görüşme yapmak yasaktır. Ancak sandık kurulu başkan ve üyelerinin, görevleri gereği yapacağı görüşmeler bu hükmün dışındadır (mesela gerektiğinde kolluk güçlerini çağırmak). Bu hükme aykırı davranan kimseler kurul başkanı tarafından uyarılır. Bu uyarıya rağmen görüşmesini sürdüren kimse, derhal oradan çıkarılır (Madde 80-89).
Ardından, sandık seçmen listesi (bir kurula iki nüsha liste verilir) ve karşılarındaki imzalar sayılarak o sandıkta kaç kişinin oy kullandığı ilan edilir. Tutanağa geçirilir. Oy pusulası ve zarflardan kullanılmayanlar sayılır, oy kullanan seçmen sayısı ile toplanır ve sandık kuruluna teslim edilen oy pusulası ve zarf ile aynı mı kontrol edilir. Kullanılmayan zarf ve pusulaların bir torbaya konulup mühürlenmesi gerekir, sayısı da üzerine yazılır. Sandık başkanı, sandıktan çıkan oyların koyulacağı torbayı gösterir, boş olduğunu tekrar kontrol eder ve ilan eder. Her işlem tutanağa geçirilir, seçmenler de kendileri için not alabilir. Bence alması da gerekir ki sonra tutanak kopyası sandık yerine asıldığında kontrol edilebilsin.
Bu işlemler bittiğinde başkan tarafından sandık açılır, artık işlemler sırasında asla mola verilmez. Sandıktan çıkan zarflar BAŞKAN TARAFINDAN İKİ DEFA ve YÜKSEK SESLE sayılır. İki sayım arası fark olursa, üçüncü bir sayım yapılır. Yine not alarak işlemlerin doğruluğunu takip ederiz ve tutanağa da işlenir. Zarflar sayıldıktan sonra, zarflar açılmadan kontrol edilir. Renk ve şekil bakımından diğerleriyle uyumsuz olan var mı, üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu filigranı, amblemi ve ilçe seçim kurulu mührü bulunmayan var mı, tamamı yırtılmış olan var mı ya da sanki özellikle işaretlenmiş gibi duran (üzerinde imza, yazı, parmak izi, işaret bulunanları kastediyor, işaretlenmiş gibi olmayan leke ve çizikleri değil) var mı diye tüm zarflar incelenir. Bu tür zarflar geçersiz sayılarak kenara ayrılır, amaç varsa seçmenin oyu dışında sandığa özellikle atılmış zarfları ayıklamaktır. Bu sırada hazır bulunanlar zarfların geçerliliğine itiraz edebilir. Hem itiraz ile ayrılanlar hem de itiraza lüzum olmadan kenara ayrılanlar seçim kurulu tarafından AÇILMADAN incelenir ve kararı kurul verir. Sandıktan çıkan geçerli zarf sayısı ve geçersiz zarf sayısı tutanağa işlenir, geçersiz sayılan zarflar bir torbaya alınır, sayısı yazılır ve mühürlenir. BU ZARFLAR ASLA AÇILMAZ.
Bu işlemden sonra sandıktan çıkan geçerli+geçersiz zarf sayısı ile oy veren seçmen sayısı karşılaştırılır. Geçerli zarf sayısı oy sayısına eşit ise sandık güvenlidir, işleme devam edilir. Sandıktan fazla ya da az oy çıkması gibi en kötü senaryoda ne yapılacağı da kanunda adım adım anlatılmıştır (Madde 98) ama başkanın ve kurulun tüm gün sandık başında olduğunu ve sandığın asla yerinden oynatılmadığını unutmayalım, böyle bir durum için kuruldan birileri içtiği anda aykırı davranmış olmalıdır ve bu kurul rakip partilerden oluşmaktadır, böyle bir işlemin gerçekleşebilmesi mümkün gözükmemektedir. Sandığınızdan kuvvetle muhtemel Kullanılan zarf sayısı = oy sayısı çıkacaktır. Ve oylar açılarak işleme devam edilecektir. Buralarda matematik hesabının doğru yapıldığından emin olun ki seçim güvenliği ve selameti sağlansın.
Yüksek Seçim Kurulu, il ve ilçe seçim kurulları başkan, asıl ve yedek üyeleri, görevlerine başlamadan önce, kurul önünde birer birer şöyle and içerler:
Hiçbir tesir altında kalmaksızın, hiç kimseden korkmadan, seçim sonuçlarının tam ve doğru olarak belirmesi için görevimi kanuna göre, dosdoğru yapacağıma namusum, vicdanım ve bütün mukaddesatım üzerine and içerim.
Ardından oyların sayımına derhal başlanır. Şikayet ve itirazlar işi durdurmaz, aralıksız sayım devam eder. Sandıktan çıkan oy sayılmadan güvenlik sağlanamaz. Sayım cetvelleri başkan tarafından gösterilir, boş olduğu onaylatılır. Bu sırada sandık kurulu üyeleri oyları çıkarmak ve uzatmak gibi işlemler için görevlendirilebilir ama başka kimse oylara dokunamaz ve yaklaşamaz. Aynı zarf içinde birden fazla oy kullanılan seçimlerde, zarfın içinden çıkan oy pusulaları okunmadan önce, seçim türüne göre ters çevrilerek tasnif edilip masanın üzerine konulur. Bir zarf içinden eksik oy pusulası çıkmış ise, tutanağa işlenir. Masanın boş bir şekilde hazırlanması işemlerini başkan yapmıştır. Masa hazır bulunanların açıkça görebilecekleri şekilde konumlandırılır. Birlikte yapılan Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde, önce Cumhurbaşkanı seçimine ait oy pusulalarının sayım ve dökümü yapılır. Başkan oy pusulalarını herkesin görebileceği ve okuyabileceği şekilde açar, gösterir ve sesli bir şekilde okur.
Siyasi partilerin ve bağımsız adayların aldığı ve herhangi bir itiraza uğramadan geçerli sayılan her oy, okunmasını müteakiben, görevli üyeler tarafından, aynı anda sayım ve döküm cetvelinde o siyasi partiye veya bağımsız adaya ayrılmış bulunan sütundaki rakamlar birden başlamak üzere, sırasına göre çizilmek suretiyle, ayrı ayrı işaretlenir. Bu işlemin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı, sandık kurulu başkanı tarafından sürekli denetlenir. Tutanaklara itiraz olmaksızın geçerli olan oylar işlenir, itiraz edilen ya da geçersiz kabul edilen oyların sayısı da özel tutanağa not alınır, başkan tarafından muhafaza edilir, bir torbaya alınır ve mühürlenir. Bu oylara zarar verilmez. Sandık başında her oydan sonra tüm oyların tekrar edilmesi mantıklı oluyor, böylece sayım sonucunda iki tutanakta farklı oy çıkması engelleniyor. Ama sonuçta tutanaklarda oylar farklı ise sayım baştan başlıyor.
Sonuçta; Sayım ve döküm cetvelinde, siyasi partilerin, bağımsız adayların ve ittifakların ortak aldığı oylar, orada bulunanlara, başkan tarafından yüksek sesle ilan edilir. Parti müşahitleri, sayım masası başında yer alabilir ve oy pusulalarını görebilirler. Ancak, parti müşahitlerinin sayısı beşten fazla ise, hazır bulunanlar arasından başkan tarafından kurul önünde ad çekme suretiyle, sandık başında kalacak beş parti müşahidi her biri ayrı partiden olmak üzere tespit edilir.
Peki hangi oylar geçersizdir? İşte aklıselim seçmenin sayım sırasında bilmesi ve söylemesi gerekenlerden en önemlisi budur. Sizin verdiğiniz adaya verilen oylar da geçersiz ise söyleyebilen seçmen bu aşamada baş tacıdır.
- Zarfın içinden el ilanı, broşür ya da özel bir işaret, yazı veya şekil taşıyan kağıt veya işaret amacı taşıyan herhangi bir madde çıkmış olması halinde, bu zarftan çıkan oy pusulalarının hiçbiri hesaba katılmaz.
- Bir zarfta tek oy pusulası kullanılan seçimlerde, zarfın içerisinden o seçim türüne ait oy pusulasının dışında, aynı veya başka bir seçim türüne ait oy pusulası çıkmış olması halinde, bu zarftan çıkan oy pusulalarının hiçbiri hesaba katılmaz.
- Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, zarfın içerisinden aynı seçim türüne ait birden fazla oy pusulası çıkmış olması halinde, sadece bu seçim türüne ait oy pusulaları hesaba katılmaz, diğerleri hesaba katılır.
- Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, o zarfta kullanılması gereken oy pusulalarından biri veya birkaçı eksik çıksa bile, zarftan çıkan diğer oy pusulaları hesaba katılır.
Oy pusulalarında ise Madde 101 ve ilgili maddeye istinaden hazırlanan YSK şablonları göz önüne alınarak karar verilir. Görsellerde biraz bahsettim;
Oy sayımı sırasında; alkış, tezahürat, sevinç ya da üzüntü gösterileri aklıselim seçmenin yapacağı işler değildir. Telefonla konuşmak yasak olduğu gibi, başka sandıklardan haber getirmek ya da dışarıya haber vermek de uygun değildir. Sayım sırasında, yayın yasağı da henüz kalkmamış olacağından ne sosyal medyanızda sandığınızla ilgili bilgi paylaşmalı ne de paylaşanlara itibar etmelisiniz. Aklıselim her seçmen sandığına sahip çıktığında, tutanakla sayımın aynı olduğunu kontrol ettiğinde, daha sonra YSK tarafından yayımlanan bilgileri de kontrol ettiğinde güvenli bir seçim gerçekleştirilebilecektir. Daha önce de söylediğimiz gibi, oy sayımı artık seçimin bittiği evredir; sükuneti koruyup demokrasiye güvenmek gerekir.
Benim burada bir araya topladığım bilgiler ilgili mevzuat referans alınarak hazırlanmıştır, ancak hiçbir kaynağa tek başına bel bağlamayacağı gibi yalnızca bu yazıyı da okumak aklıselim seçmenin yapacağı iş değildir. İlgili mevzuatı okumanızı şiddetle tavsiye ederim, yazının belirli yerlerine bağlantı adresini de ekledim.
Kim bu kadar uzun bir yazıyı okur bilemiyorum, ancak bilme ve merak uğruna yapılan bu eyleminizi kutlamak isterim. Cehaletin hüküm sürdüğü bu toplum ve çağda, bilmek aktivist bir harekettir.
Pazartesi günü itibariyle seçimi huzurla geride bıraktığımız günlere geçmek dileğiyle, vatanımız için hayırlısı olsun.
Sevgiler,
T



















Leave a comment